Elazığ Akıl Hastanesinin kuruluşunu Dr. Ahmet Şükrü Emed şöyle
anlatıyor.
“Topbaşı Bimarhane'sine ait bir işin takibi için İstanbul
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Müdürlüğüne gitmiştim. Dr. Kemal
Muhtar bey odada oturan kalpaklı ve gözlüklü bir zatla beni
tanıştırdı. Bu zat sıhhiye vekili Dr. Refik (Refik
Saydam)beyefendi idi.
Refik bey sitemli bir tarzda
hemen söze başladı ve İngiliz gençleri dünyanın her köşesinde
memleket için çalışır, sizler hep İstanbul’dasınız. Milli
mücadelede doktorsuzluktan ve hastanesizlikten çok sıkıntı çektik.
Tek akıl hastanemiz yoktu. Anadolu sabırsızlıkla sizleri
bekliyor.”
Cevabım şu oldu. “Nereye
gideceğimizi emir buyurdunuz da İstanbul’u tercih ettim.”
Refik bey memnuniyet ifade eden
fakat amirane bir eda ile, “Anadolu’da bir akıl hastanesi açmak
istiyorum. Bu hastanenin tesisi işlerini üzerine alır sonrada
başhekimliğini kabul eder misin?” dedi.
Refik beyin bu teklifi benim için
bir sürpriz oldu. Beyefendi dedim. Koca Anadolu’da bir tek akıl
hastanesi açmak pratik bakımdan büyük bir mana ifade etmez. Yol ve
muvasele durumu iptidai denilecek bir halde olduğundan açılacak
hastaneden istifade mahdut olur. Hiç olmazsa biri şarkta, biri
garpta iki akıl hastanesi kurmayı tensip buyurursanız emrinizi
ifada büyük haz duyarım.
Refik bey, “Hay hay çok münasip
olur, sizlerden ancak böyle bir karar beklerdim” dedi.
Ertesi gün Hudut ve Sahiller
sağlık umum müdürlüğü binasında Refik bey Topbaşı Bimarhane'si
baştabipliğine üç aylık mezuniyetim için bir tezkere imzaladı ve
refakatime bir memur verdi, mubayaat içinde 10 bin lira ayrıldı.
Hastanelerden biri Elazığ’da
diğeri Manisa’da açılacak, bir müddet sonrada Manisa’daki İzmir’e
nakil ve tevsi edilecek, şimdilik mevcut binalardan faydalanılacak
ve zaruri tadilat yapılacaktı. Kısa bir zaman sonra yeni inşaata
geçilecek ve ilk senenin hasta yatak kadrosu 50 şer olacaktı.
Hastaneler açılınca ben Manisa hastanesinde baştabip olarak
çalışacaktım. Elazığ hastanesi içinde bir arkadaşı tavsiye
edecektim.
Refik beyin gösterdiği itimat
moralimi yükseltmişti. İki hastane için kahverengi muşambalar,
cilasına, cila bezlerine, kartonlarına ve çivilerine kadar gerekli
malzemeyi satın aldım. Günlerce Beyazıt’ta bakırcılarda tazyikli
akarsuyu olmayan şehirlerde ne biçimde banyolar kullanılacağını
soruşturdum ve öğrendim. Çarşı içinde de yorgancılarda akıl
hastalarının bozamayacağı malzeme temin ettim.
Bazı mücbir sebepler dolayısıyla
Manisa akıl hastanesine Dr. Ali Muhlis bey tayin edildi. Beni
Ankara’ya çağırdılar, Refik bey üzülerek hadiseyi anlattı. Bu
tayinin iradesi dışında yapıldığını beyanla bu değişiklik
karşısında nasıl hareket edeceğimi anlamak istiyordu. İki
hastanenin tesisi işleriyle uğraşmak ve birinde vazife almak üzere
İstanbul’daki muayenehanemi kapattığımı da biliyordu. Manisa
hastanesine bir baştabip tayin edildiğine göre Elazığ hastanesi
için namzet yoksa işler geri kalmasın, oraya ben giderim dedim.
Refik bey heyecanla teşekkür etti
ve kuvvetle elimi sıktı. Şiddetli bir kış lodosu esiyordu.
Haydarpaşa’dan Nusaybin’e kadar trenle gittik. Şeyh Sait isyanı
dolayısıyla Elazığ’da istiklal mahkemesi kurulmuştu. Yollar
emniyet içinde olmadığından eşkıya baskınları oluyordu, eşkıya
baskınına uğrayan bazı kişilere rastladık. Moralimiz bozuldu.
Beraberimde Topbaşı’ndan biri erkek, diğeri kadın iki hastabakıcı
ve iki kobay vardı.
Uzun ve çok yorucu bir
yolculuktan sonra Elazığ’a vardık. Eşyalarda daha önce Elazığ’a
vasıl olmuştu. Beşkardeşler binası hazır. Nihayet 12 ocak 1925
günü sıhhat ve içtimai muavenet vekaletine Elazığ emrazı Akliye ve
Asabiye hastanesinde işe başladığımı bildirdim. Refik beyefendinin
arzuları yerine gelmiş, istiklal savaşında mahrumiyeti ve
sıkıntısı çekilen akıl hastaneleri memleketin iki köşesinde
faaliyete geçmişti.
Dr. Mutemit Yazıcının
anılarından
“1951 senesinde sağlık bakanı Dr.
Ekrem Hayri Üstündağ evime gelerek Elazığ akıl hastanesine
başhekim olmamı istedi. Hanıma da ricada bulundu. Bu asil jeste
hayır diyemedik.22.4 1951 de göreve başladım.”
1963 senesinde 400 yataklı
betonarme bina sağlık bakanı Dr. Yusuf Azizoğlu tarafından hizmete
açıldı. Azizoğlu çok memnun oldu. Bu sıralarda Avrupa’da bir çok
kongre var, git gez ve bu kongrelere iştirak et diyor ve bana
ağabey diyordu. Kendisine tıp fakültesinin nüvesini yapmak
istiyorum. Bana yardım eder misiniz? dedim. Size 140 bin lira
göndereceğim, onunla bir milyonluk iş yapabilirsiniz dedi.
Avrupa’da Türkiye adına iştirak ettiğim kongrelerden döndüğümde
para hazırdı. Hemen kum çekildi, yüzlerce hasta tuğla imal
ediyorlar, demirler satın alınıyordu. Kereste geliyor, çivi
alınıyor ve para mali usullerle sarf ediliyordu. Bu bina 60 metre
uzunlukta, üç katlı ve 2200 metrekare olacaktı. Bina bitti,
kaloriferler yandı, Ankara’dan profesörler, doçentler, asistanlar
ve öğrenciler 30 kişilik gruplar halinde geliyorlardı. Şenlikte
hastanedeki öğrenciler 1000 hastanın içinde istedikleri hastayı
hemen buluyorlardı. Diyarbakır’da, Erzurum’da hatta Ankara’da bu
imkanlar yoktu. Zamanın sağlık bakanı Faruk Sükan ve Danıştay
üyeleri ihbar nedeniyle gelmişlerdi. 140 bin lira usulsüz
harcanmış, bu parayı ödemeli imişiz. Ama bir milyon liralık bina
yapılmıştı. O kendilerini alakadar etmezmiş. Sayıştay’a müdafaa
yazdım. 2490 sayılı kanunun cesaret kırıcı, kabiliyetlere mani
olduğunu yazdım. Sonunu şöyle bitirdim. Düşman ne Rus’tur ne
Yunan, düşman iki bin dört yüz doksan. Durumu Sükan’a
bildirdim. Sayıştay ödememde ısrar ediyordu. Nihayet sarf
edilen para ve yapılan iş mukayese edildi ve bakanlar kurulunda
beraat ettik ve kurtuldum.
Hastanenin 1975 yıllığında yer alan
ruh sağlığının önemini vurgulayan sloganlar
·
En kıymetli
hazinemiz aklımızdır.
·
Deli değil ruh
hastası
·
Tımarhane değil
akıl hastanesi
·
Ruh sağlığı
sağlıkların başında gelir
·
Birbirimizi
sevelim, ruh sağlığımızı koruyalım